Hürmüz Boğazı'nda 'haraç' krizi! Türk Boğazları, domino etkisi ve İran'ın tek kozu

Magazin

Moderator
69d8461667203389c5c37630.jpg

Metin Aktaşoğlu / [email protected]- ABD-İsrail ikilisi ve İran bir ayı aşkın süredir devam eden savaşta “kırılgan bir ateşkese” imza atarken kararın özellikle küresel sistemin gözlerini çevirdiği Hürmüz Boğazı'nda suları durultması bekleniyordu. Fakat Politico'nun gündeme taşıdığı özel haber, küresel ticaretin dayandığı köklü uluslararası deniz hukukunu bir kenara iten ve petrol endüstrisinde büyük yankı uyandıran bir krizi gün yüzüne çıkardı. Buna göre İran, ateşkes görüşmelerinin bir parçası olarak boğazdan geçen gemilerden gemi başına 2.5 milyon doları bulabilen bir geçiş ücreti almayı öngörüyordu.

Petrol devleri “şantaj” olarak nitelendirdikleri bu talep üzerine Beyaz Saray'da kulis faaliyetlerine girişti lakin küresel ekonomi çevrelerinin endişeleri sadece bununla sınırlı değil. Eğer İran'a göz yumulduysa ve “normal şartlarda” İran'ın tek başına böylesi bir hak iddia edemeyeceği uluslararası bir rota olan Hürmüz Boğazı'nda ortaya böylesi tek taraflı bir durum çıkabiliyorsa Arktik'te Rusya, Güney Çin Denizi'nde Çin ya da gelecekte Pasifik'te ABD benzer iddialarda bulunabilir mi?

Yani gerçekten uluslararası deniz hukukunun temel taşı "zararsız geçiş" ilkesi bu denli sarsılabilir mi? İran'ın bu hamlesi meşru bir hak mı yoksa küresel ekonomiyi rehin alan bir "ekonomik silah" mı? Yeditepe Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mesut Hakkı Caşın ve Kocaeli Üniversitesi Denizcilik Fakültesi Öğretim Üyesi ve Tanker Kaptanı Doç. Dr. Ozan Hikmet Arıcan, Hürmüz Boğazı'ndaki bu kırılgan süreci; Montrö Sözleşmesi'nin sarsılmaz statüsünden mevcut krizin küresel navlun fiyatlarındaki "domino etkisine", Tankerler Savaşı'ndan potansiyel “yalancı bayrak” risklerine, Yunanistan'ın pozisyonundan Türk Boğazları'na kadar uzanan geniş bir perspektifte Milliyet.com.tr okuyucuları için değerlendirdi.

MESELENİN HUKUKİ BOYUTU: 'LEX MARE LIBERUM' İLKESİNE DARBE

Öncelikle konunun hukuki boyutunu ele almakta fayda var. NATO'nun Kritik Enerji Altyapısının Yeni Güvenlik Risklerine Karşı Korunması başlıklı ileri araştırma projesinde de görev alan ve milletlerarası hukuk alanında çalışmaları bulunan Prof. Dr. Mesut Hakkı Caşın, İran’ın bu hamlesinin uluslararası hukukun en temel kurallarından birini ihlal ettiğini vurguluyor:

Alıntı Metni

Bu kritik hatırlatma çerçevesinde Prof. Dr. Caşın, İran'ın süreci bir fırsat olarak kullandığını belirtiyor ve askeri risklere, “ABD askerî olarak tek başına buraya girmenin riskli olduğunu anladı. Eğer bu tarafa girerse gemileri batırılabilir. Zira İran tarafından çok ciddi bir mayınlama yapıldı” şeklinde değiniyor. ABD'nin bu sebeple Hürmüz geçişini güvence altına alamadığını belirten Prof. Dr. Caşın, ABD gemilerinin vurulduğu bir senaryonun ciddi bir prestij kaybına neden olacağının da altını çiziyor:

“Dolayısıyla bu, bakanların açıklamalarından da anlaşıldığı üzere zoraki, kısa süreli ve kırılgan bir ateşkestir. Anlaşma metninde geçen en önemli husus ise çift taraflı ateşkestir; yani her iki taraf da birbirini vurmayacaktır. Hukuken önce bu taahhüde bakmamız lazım; egemen devletlerin yaptıkları anlaşmalar tarafları bağlar. Eğer anlaşma ihlal edilirse veya Sayın Cumhurbaşkanı'nın ifade ettiği gibi taraflardan biri bir sabotajda bulunursa durum değişir. Bölgede İsrail denizaltıları var ve 'yalancı bayrak' (false flag) operasyonuyla bir Amerikan gemisini vurabilirler. Nitekim 1967'de Altı Gün Savaşları'nda İsrail, Amerikan istihbarat gemisi USS Liberty'yi vurdu. O savaşta İsrail teslim olan Mısır askerlerini ve sivilleri öldürerek savaş suçu işlemişti.”

69d8473a67203389c5c37632.jpg


Subaylar, denizciler ve teknik elemanlardan oluşan 34 kişinin öldüğü, 171 kişinin de yaralandığı USS Liberty (fotoğrafta solda) olayına ilişkin teorilerden birine göre istihbarat gemisinin, İsrail'in esir aldığı Mısır askerleri ve sivillere yönelik katliamlardan haberdar olduğu için vurulduğunu öne sürmekte.

Tarihten bir örnek daha veren Prof. Dr. Caşın, 1980-1988 İran-Irak Savaşı'nın “Tankerler Savaşı” döneminde Irak'ın Fransız Exocet füzesiyle bir Amerikan gemisini vurduğunu o dönemde ABD'nin, Irak'tan davacı olmadığını ancak misilleme olarak bir petrol platformunu vurduğunu anımsatıyor. ABD'nin misillemesi dava edilmiş ve ABD, petrol platformunu vurduğu için tazminat ödemek zorunda kalmıştı.

Bunların ışığında Prof. Dr. Caşın, oluşan bu “de facto” tablonun kabul edilebilir olmadığını ancak şirketlerin gemilerini İran'ın taahhüdü olmadan geçirme riskini ortaya çıkabilecek kazalar sonucunda doğabilecek tazminatlar nedeniyle almayacaklarını da “İran'ın bu tutumu hukuka aykırı, bu süreçten sonra mütekabiliyet gereği aynı tavır kendi gemilerine uygulanacağı sürdüremez. Şu an için devletler ve şirketler hem sıkıştıklarından hem de tankerlerin güvenliği ve çevre güvenliği açısından bu parayı verebilir ancak dünyanın çıkarları açısından devam edebilecek bir durum değil” şeklinde dile getiriyor.

69d84b4167203389c5c37638.jpg


EKONOMİK BİR SİLAH... İRAN'IN TEK KOZU

Politico’nun haberine göre ABD Başkanı Donald Trump, İran’ın bu geçiş ücreti talebini kalıcı bir ateşkes için "çalışılabilir bir temel" olarak görse de, sektör temsilcileri bu durumun uzun vadede sürdürülemez olduğu görüşünde birleşiyor. Doç. Dr. Ozan Hikmet Arıcan da bu görüşte. İran’ın mevcut stratejisini elindeki tek koz olarak kullandığını belirten Doç. Dr. Arıcan, “İran şu anda ekonomik anlamda dünyayı zora sokarak bu savaşın bitmesini, yani sonlandırılmasını istiyor. Bu doğru bir strateji mi? Kendileri açısından evet, doğru. Zira İran'ın yapabileceği tek şey buydu; Hürmüz'ü kapatarak dünya petrol ticaretini sekteye uğratmak” diyor ancak bu durumun kalıcı olamayacağını, özellikle Çin gibi büyük güçlerin zarar görmesiyle amiyane tabirle “haraç sistemi” olarak ifade edilebilecek bu düzenin son bulacağını öngörüyor ve “İran'ın tek bir çıkış yolu vardı. Belki de nükleer silah tehdidinden daha etkili oldu” ifadelerini kullanıyor.

DOMİNO ETKİSİ: 'KATASTROFİK DENİZ OLAYI'

Aslında bu argümanı güçlü kılan noktalardan en önemlisi, bugünün savaş ortamında bir kenara atılan milletlerarası hukuk ilkelerinin yarın keyfileşmesinin yaratabileceği domino etkisinin küresel sistemin kaldıramayacağı boyutta olması. Bu bağlamda krizin küresel ekonomi üzerindeki mevcut ve potansiyel etkilerini ele alan Doç. Dr. Arıcan durumu bizzat literatüre kattığı "katastrofik deniz olayı" kavramıyla değerlendiriyor. Doç. Dr. Arıcan’a göre, Hürmüz’deki tıkanma sadece petrol fiyatlarını değil, tüm tüketim maddelerine tesir eden bir domino etkisini tetikleme potansiyeline sahip:

Alıntı Metni

Günün sonunda bu durumun meşru kabul edilmesinin dünyayı bir kaosa sürükleyeceğini savunan Doç. Dr. Arıcan, “Bu gibi uygulamaları meşru kabul ettiğiniz zaman uluslararası deniz hukuku tamamen yok olur” diyor.

MONTRÖ VE TÜRK BOĞAZLARI...

Tartışmaların Türkiye ayağında ise gözler ister istemez Türk Boğazları'na dönüyor. İran’ın hamlesinin Türk Boğazları için bir örnek teşkil edemeyeceğini belirten Prof. Dr. Caşın, Türkiye’nin Montrö Boğazlar Sözleşmesi’ni uygulayarak küresel bir istikrar sağladığını ifade ediyor ve Boğazlar üzerinden Türkiye’nin test edilmeye çalışıldığını ancak Türkiye’nin devlet aklıyla bu süreci yönettiğini ve ateşkes sürecinde Pakistan'ın arkasındaki gizli güç olduğunu vurguluyor:

“Türkiye Montrö Sözleşmesi'ni uygulayarak Rusya-NATO savaşını önlemiştir. Türk Boğazları üzerindeki hakimiyetimiz 1453'ten beri devam ediyor. 'Ancient Rule of Ottoman Empire' (Osmanlı'nın Kadim Kuralı) diye bir kural vardır. 1841 Londra Sözleşmesi ile boğazlar uluslararası statüye geçse de, savaş gemilerine kapalı tutulması esastır.”

Türkiye ve denizlerden söz etmişken karasularını artırma gayesini gizlemeyen Yunanistan'ın alabileceği pozisyona da değinmek şart. Doç. Dr. Arıcan durumun anormal bir sürecin sonucu olduğunun defaatle altını çiziyor ve “ABD'nin mevcut duruma sessiz kalması taviz verdiği anlamına gelmez, sadece müdahale etmekte zorlanıyor. Emin olun İran'a asker sokmak isteseler ilk kontrol altına almak isteyecekleri yer Tahran değil Hürmüz Boğazı olurdu. Ayrıca İran'ın bu hamlesi, Ege'de karasularını artırmak isteyen Yunanistan'ın da ekmeğine yağ süremez. Eğer bu tarz hukuksuzluklar meşru kabul edilirse uluslararası deniz hukuku tamamen yok olur. Şu an yaşananlar anormal bir durumun sonucu ve kalıcı olması mümkün değil” diye konuşuyor.

69d8487167203389c5c37634.jpg


'TÜRKİYE VAZGEÇİLMEZ KONUMDADIR'

Bu meselede Prof. Dr. Caşın'ın altını çizdiği hususlar da oldukça kritik. “Şunu net bir şekilde söyleyebiliriz: Türkiye; Ege, Karadeniz ve Doğu Akdeniz’deki gelişmeleri çok sıkı takip etmektedir. Hürmüz Boğazı'ndaki durumun Yunanistan için bir fırsat yaratması söz konusu dahi olamaz” şeklinde konuya ilişkin değerlendirmesine başlayan Prof. Dr. Caşın şunları ekliyor:

“Yunanistan, birtakım oldu bittilerle bazı bölgelere Patriot füzeleri yerleştirdi. Hatta füzeleri Kaş’ın hemen önüne Meis'e kadar koydular. Türkiye, bu hukuksuzlukları kabul etmediğini Mavi Vatan tatbikatıyla en sert şekilde gösterdi ve bu konuda gerekli diplomatik notaları da verdi. Bu durum şu anlama geliyor: Berlin Antlaşması, 1947 Paris Antlaşması ve Lozan Antlaşması çok ağır hükümler içermektedir. Yunanistan, mevcut anlaşmalara ve uluslararası sözleşmelere göre Lozan’ı ihlal etmesinden dolayı hukuken sorumlu tutulacaktır.”

“Hürmüz’deki durum asla Türk Ege’sine veya Türk Boğazlarına teşmil edilemez; bunlar tamamen ayrı konulardır” diyen Prof. Dr. Caşın, “Ancak Yunanistan’ın adaları silahlandırması, Türkiye’nin burnunun dibine uçaksavar füzeleri yerleştirmesi ve bunu yaparken bir NATO üyesi olan Türkiye’yi taciz etmek amacıyla İsrail ile ortak hareket etmesi yakından takip edilmektedir. Türkiye, günü geldiğinde bu diplomatik ve askeri hamlelerini hem şirketler nezdinde hem de NATO çatısı altında ortaya koyacaktır” diyor ve sözlerine şöyle nokta koyuyor:

Alıntı Metni
Ankara - Mavi Vatan-2026 Tatbikatı nefes kesti
 
Geri
Üst